13 Eylül 2024 Cuma
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de ‘ırkçılık’ adı altında çok açık bir Türk düşmanlığı, Müslüman düşmanlığı, topyekün Türkiye düşmanlığı yapılmaktadır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Topyekün Türkiye düşmanlığı yapılmaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi 1. ve 2. Etap Eğitim-Öğretim Binaları Açılış Töreni’nde konuştu.
Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;
Bugün şahsen ayrı bir heyecan içerisindeyim. Projesinden temel atmasına kadar yapım sürecinin her aşamasını bizzat takip ettiğim Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’ni açmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz. Mensubu olmaktan daima iftihar ettiğim Marmara Üniversitesi’nin benim hayatımda çok müstesna bir yeri var. Bundan 43 yıl önce 1981 yılında şimdiki ismiyle üniversitemizin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldum. Siyasi hayatımız boyunca şahsıma tevcih edilen 60’ı aşkın fahri doktor unvanlarından en anlamlısını 2013 yılında üniversitemden aldım. Üniversitemizin akademik yıl açılışlarını pek çok kez birlikte yaptık. Başbakan olarak, Cumhurbaşkanı olarak mezun olduğum üniversitenin her meselesiyle yakından ilgilendim, vefa borcumu ödemeye gayret ettim. Bugünkü açılış törenimizle tüm çabaları adeta taçlandırmış oluyoruz.
Burada şu hususu öncelikle ifade etmek arzusundayım. Türkiye’nin en köklü, en seçkin yükseköğrenim kurumlarından biri olan Marmara Üniversitesi’nin öğrencisi ve mezunu olmaktan gurur duyuyorum. Bu güzide çatı altında aldığımız eğitim, hayatımızın her safhasında bize yol gösterdi. Burada kurulan dostluklar ve arkadaşlıkların yeri daima farklı oldu. İnşallah bundan sonra da Marmaralı olmaktan gurur duyacağım. Bugün bir kez daha üzerimde emeği olan hocalarımdan vefat edenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve uzun ömürler diliyorum. Bu sene 141. kuruluş yıl dönümünü kutlayan üniversitemize daha nice başarılarla dolu seneler temenni ediyorum.
Biraz evvel hem Sayın Rektörümüz, hem de Çevre ve Şehircilik Bakanımız konuşmalarında detayları bizlerle paylaştılar. Burası daha önce, dün 44. yılını geride bıraktığımız 12 Eylül askeri darbesine başkanlık eden zatın ismini taşıyan bir askeri kışlaydı. Bu araziyi aldık. Her bakımdan parmakla gösterilecek bir eğitim-öğretim külliyesi yapılması amacıyla Marmara Üniversitesi’ne tahsis ettik. Bundan 5 yıl önce, 29 Kasım 2019 tarihinde külliyemizin temellerini bizzat attık. Marmara Denizi’ne hakim, 2,5 hektarlık bir alan üzerinde konumlanan külliye projemiz 95 bin metrekare inşaat alanına sahip ilk etabını 2021 yılında tamamladık. İkinci etapta ise 167 bin metrekare inşaat alanına sahip yeni fakülteler ve sosyal işler bulunuyor. Bugün hem birinci hem ikinci etabın resmi açılışını sizlerle gerçekleştiriyoruz.
Külliyenin bu iki etabında altyapı ve çevre düzenlemeleriyle birlikte Mühendislik ve Teknoloji Fakülteleri, Atatürk Eğitim Fakültesi, Finansal Bilimler Fakültesi, İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, ayrıca hangarlar, yemekhane, öğrenci merkezi, ısı ve trafo merkezleriyle ve diğer müştemilat yer alıyor. Toplamda 12 milyar liralık yatırımla hayata geçirdiğimiz bu muhteşem külliyemizle Türkiye’nin eğitim ve bilim alanındaki hedeflerine biraz daha yaklaşıyoruz. Külliyemizin şu an kullanımda olan sağlık yerleşkesinde aralarında yemekhane, kütüphane, çalışma, seminer salonlarıyla, engelliler için diş hastanesinin de olduğu çeşitli inşa faaliyetlerimiz halen sürüyor. İnşallah bunları da süratle bitirerek hizmete vereceğiz.
Sadece bulunduğu bölgenin değil, tüm İstanbul’un çevresini değiştirecek, güzelleştirecek külliyemizin şehrimize, üniversitemize ve öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Külliyemizin inşasında emeği, alınteri, işçisinden mühendisine her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyorum. Uluslararası sıralamalarda Türkiye’yi temsil eden ilk 10 üniversite arasında yer alan, 141 yıllık köklü tarihinde Türkiye’ye nice siyasetçi, bürokrat, iş insanı, bilim adamı, hoca, gazeteci, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı kazandıran Marmara Üniversitemizin her daim yanında olmaya devam edeceğiz.
Üniversitelerimizin yurt dışına açılmasını şahsen çok değerli buluyorum. Üniversitemizde 136 ülkeden 3 bin 500’den fazla uluslararası öğrencinin tam zamanlı olarak okumasından memnuniyet duydum. Üniversite yönetimini bu konudaki gayretleri dolayısıyla tebrik ediyorum. Yurt dışı ziyaretlerimizde Türkiye’de eğitim görmüş, akıcı Türkçe konuşan, kendisini milletimizin fahri elçisi olarak gören bakanlarla, iş insanlarıyla, akademisyenlerle, siyasetçilerle çok sık karşılaşıyoruz. Türkiye mezunları ülkemizden ayrıldıktan sonra da ülkemiz ekonomisine, turizmine, ülkemizin kültür diplomasisine katkı vermeye devam ediyor.
Şu rakamlara özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum; Bugün dünyada 7 milyona aşkın uluslararası öğrenci mevcut. Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada, Avustralya gibi devletler her yıl yabancı öğrencilerden milyarlarca dolar para kazanıyor. Yani ortada bilime, araştırmaya, fikri sermayeye yapılan katkılar yanında ekonomik olarak da çok büyük bir kaynaktan bahsediyoruz. Biz de her yıl binlerce öğrenciyi yurt dışına eğitim için gönderiyoruz. Türkiye’de ise dünyanın 198 farklı ülkesinden yaklaşık 340 bin öğrenci var. Bu öğrencilerin yüzde 95’i kendi imkanlarıyla okuyor. Yani masraflarının tamamını kendi ceplerinden karşılıyor. Misafir öğrencilerin Türk ekonomisine yıllık katkısı 3 milyar dolar civarında. 2010’ların başında bu rakam yaklaşık 200 milyon dolar seviyesindeydi. Ülkemiz açısından bu tablo eleştirilecek değil, tam aksine alkışlanacak, övünülecek bir durumdur.
Hükümet olarak nitelikli, öğrenmeye, araştırmaya hevesli, ülkemizi tanımak, Türk kültürünü ve dilini öğrenmek isteyen başarılı öğrencilerin Türk üniversitelerinde okumasını teşvik ediyoruz. Ancak son yıllarda kökü dışarıda mahfiller tarafından körüklenen ırkçı faşizm ülkemizin bu gayretlerine sekte vurmaya başladı. Siyasette, medyada ve sosyal medyada bu mesele sürekli kaşınıyor. Gönül coğrafyamızdan gelen öğrencilere, turistlere, yatırımcılara karşı tam anlamıyla bir nefret dalgası oluşturulmak isteniyor. 14-28 Mayıs seçimlerine karşımızdaki aday üç beş oy uğruna ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının adeta bayraktarlığını üstlendi. Bırakın sosyal demokrasiyi, temel insani değerlerle bile bağdaşması mümkün olmayan faşizan bir dil kullandı. Muhalefet adayının nefret siyaseti karşısında yanındaki yöresindekiler arasından bir vicdan sahibi de çıkıp tek bir cümle kuramadı. İki hafta boyunca köpürtülen nefret siyasetini sessizce seyrettiler.
Bir defa şunun bilinmesini isterim. Ülkemizin binbir emekle inşa ettiği yumuşak gücüne zarar veren bu ırkçı nefretin masum olmadığı açıktır. Türkiye’de ırkçılık adı altında topyekün Türkiye düşmanlığı yapılmaktadır. Bunların bir kısmı özellikle öne çıkan bazı şaibeli isimler, apaçık bir ihanet içinde Türk düşmanlarının değirmenine su taşımaktadır. Allah’ın izniyle gençlerimizin bu tuzağa düşmesine fırsat vermeyeceğiz. Bakınız biz ülke ve millet olarak hiçbir zaman insanları derisinin rengine, yaşadığı yere, konuştuğu dile göre ayırmadık. Biz asırlar boyunca üç kıta, yedi iklimde hükümranlık kurmasına rağmen tarihinde sömürgecilik ayıbı olmayan bir devletiz. Böyle bir milletiz. Hiç kimse bu beyaz sayfaya leke bulaştıramaz.
Ülkemizin marka eğitim kurumlarından biri olan Marmara Üniversitemizin uluslararası kimliğini güçlendirerek sürdüreceğine inanıyorum. Kıymetli misafirler, Marmara Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarımız ülkemizin gerçekten sancılı, belki de en kaotik yıllarına denk geldi. Türkiye’nin sokaklarında kargaşa, siyasetinde ise istikrarsızlık hakimdi. Her 7-8 ayda bir hükümetin değiştiği, göreve gelen iktidarların muktedir olamadığı, vatandaşın sorunlarına çözüm üretemediği sıkıntılı günlerdi. O karanlık günlerin ceremesini milletimizle birlikte en çok üniversitelerimiz çekti. Öğretim üyelerimiz ve öğrencilerimiz çekti. Sadece ekonomik zorluklarla değil, üniversitelerimizi esir alan ideolojik kavgalarla da mücadele ettik.
Birtakım kirli eller bu ülkenin pırıl pırıl çocuklarını henüz hayatlarının baharındayken birbirine düşman ettiler. Sağ dediler, sol dediler. Alevi, Sünni, Kürt, Türk dediler. Delikanlılarımızın heyecanlarını istismar ederek ailelerine çok büyük acılar yaşattılar. Milletimizin istikbali olan yüzlerce üniversite öğrencisi hayatını kaybetti. Gençlerimiz, üniversitelerimizi esir alan kör şiddetin kurbanı oldu. Bugün hatırladıkça yüreklerimizi yakan nice dramatik olay yaşadık. Burada şu gerçeği açık açık söylemek durumundayım. Hem 27 Mayıs öncesinde hem de 12 Eylül darbesi öncesinde emellerine ulaşmak için hep gençleri kullandılar. Türk ekonomisini çökertmek için gençleri kullandılar. Siyasete müdahale etmek için gençleri kullandılar. Darbeye uygun ortam hazırlamak için buu milletin evlatlarını kullandılar. Toplum kesimleri arasında duvarlar örmek için gençlerimizi kullandılar. Tüm bunların bedelini milletçe hepimiz ödedik.
Ekonomide kalkınma yolculuğumuzun sık sık kesintiye uğramasıyla ödedik. Demokraside vesayetin gölgesinden çıkamayarak ödedik. Hak ve özgürlüklerde yasalara mahkum edilerek ödedik. Güvenlikte terör örgütlerine istismar imkanı verilmesiyle ödedik. Toplumsal barışta, uzun yıllar kapanmayan kutuplaşmalarla ödedik. Milli birlikte ezeli ve ebedi kardeşliğimizin zayıflatılmasıyla ödedik. Geriye doğru baktığımızda şunu çok net görebiliyoruz. Gençlerimizi birbirine kışkırtan ve kırdıranlar aslında aynı odaklardı. Türkiye kendi iç sorunlarıyla uğraşmaktan dış dünyadaki gelişmeleri takip edemedi. Aşağı yukarı aynı ekonomik yapıya sahip olduğumuz ülkeler koşar adım giderken biz yıllarca yerimizde saydık hatta onlardan geriye düştük.
2002’de Aziz Milletimizin teveccühüyle göreve geldiğimizde Türkiye’nin bir daha böyle bir tuzağa düşmemesi için daima çok dikkatli olduk. Bizim yaşadıklarımızı gençlerimiz yaşamasın, bizim çektiğimiz sıkıntılarla çocuklarımız karşılaşmasın diye çok çetin mücadeleler yürüttük. Cumhuriyet mitinglerinden Gezi Olaylarına kadar ülkemizin birliğini, dirliğini, demokrasisini hedef alan her şeyin karşısında durduk. Ne esnafın malını mülkünü yağmalayan vandalların, ne kundaktaki bebekleri katleden bölücü canilerin, ne namuslarına emanet edilen silahları o silahların asıl sahibi olan millete çevrilen FETÖ’cü hainlerin, ne de kendini milletten üstün gören bürokratik oligarşinin milli iradeyi gaspetmesine, milleti aşağılamasına, milleti tehdit etmesine izin vermedik. Her zaman soğukkanlı olduk. Sağduyulu davrandık. Siyasette nezaket bir an olsun elden bırakmadık. Ama milletin emaneti ve iradesi tehdit altında olduğunda hiç tereddüt etmeden tüm gücümüzle buna karşı çıktık. Bizim öfkemiz de, sevgimiz de hep milletimiz içindi.
Bakınız yeri gelmişken şu hususu tekrar ifade etmek isterim. Birkaç tane ağacın taşınması bahane edilerek başlatılan Gezi Olaylarının Türkiye’ye doğrudan maliyeti 1,4 milyar dolardır. Dolaylı etkilerini de hesaba dahil ettiğimizde bu rakam ürkütücü seviyelere ulaşıyor. Türk ekonomisinin en parlak dönemini yaşadığı günlerde alevlendirilen bu olaylarla ülkemize karşı büyük bir komplo kurulmuştur. Tarih bilen, ekonomi bilen, küresel siyaseti doğru okuyabilen herkes gezi olaylarının birilerinin iddia ettiği gibi gençlerin heyecanına verilemeyecek kadar çok katmanlı bir senaryonun parçası olduğunu anlayacaktır. Kimse kusura bakmasın, ama biz bu gerçeklere gözlerimizi kapatamayız. Milleti ve milli iradeyi hedef alan bir kalkışmayı meşru bir demokratik eylem olarak göremeyiz. Gezi olaylarıyla ilgili tarih hükmünü vermiş, millet hükmünü vermiştir. Hepsinden öte bağımsız Türk mahkemeleri hükmünü vermiştir.
Şimdi bakıyorsunuz birileri çıkıyor. Sapla samanı karıştırarak bu meseleyi tekrar gündeme getirmeye çalışıyor. Türkiye’ye milyarlarca dolar faturası olan böyle bir kalkışma üzerinden kendilerince bir özür bahsi açıyorlar. Onlara şunu söylemek isterim. Evet 11 sene sonra da olsa, çok geç de olsa bu hadise ile ilgili samimi nedamet cümlelerine ihtiyaç vardır. Gezi Olayları sebebiyle çıkıp özür dilemesi gereken birileri varsa bunlar tabii ki demokrasiyi ve milli iradeyi savunanlar değildir. Tam tersine bu hadisede asıl öz eleştiri vermesi gerekenler haftalarca sokakları ateşe, kaosa, gerilime, kargaşaya boğanlardır. Milletin otobüslerini yakıp yıkanlardır. Çıkıp özür dilemesi gerekenler polise saldıranlar, belediye otobüslerini ateşe verenler, esnafın camını çerçevesini indirenlerdir. Çıkıp özür dilemesi gerekenler faizlerin tarihimizin en düşük seviyesine indiği, IMF’e borcumuzun kapandığı başarılarla dolu bir dönemde Türk ekonomisine milyarlarca dolarlık fatura çıkartanlardır.
Bakınız biz siyasetçiyiz, biz milletin emanetini taşıyan, 85 milyonun mesuliyetini taşıyan insanlarız. Milletin hakkını, hukukunu savunmak, saldırılar karşısında milletin özellikle iradesini, namusunu korumak bizim asli görevimizdir. Hangi partiye oy verirse versin. Vatandaşlarımızı oy tercihlerinden dolayı suçlamaz, iradesini asla sorgulayamaz. Yarım asrı bulan siyasi hayatımız boyunca biz bunu yaptık. İnşallah bundan sonra da bu şekilde hareket etmeyi sürdüreceğiz.
Türkiye yüzyılını, bilimin, teknolojinin, refahın yüzyılı haline getirmek için gece gündüz çalışıyoruz. Son 22 yılda bu hedef doğrultusunda çok önemli adımlar attık. 2002’de burası çok ama çok önemli. 2002’de 76 üniversitemiz varken bugün bu sayı 208’e yükseldi. Hani tatlıses’in bir sözü var ya yani Şanlıurfa’da Oxford vardı da gitmedik mi? Şu anda 81 vilayetin 81’inde hamdolsun üniversitelerimiz var. Üniversitesi olmayan ilimiz yok. Söz verdik. “Üniversitesi olmayan şehir bırakmayacağız” dedik ve bırakmadık. Yükseköğrenim imkanını ülkemizin en ücra köşesine kadar taşıdık. Profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayımızı da buna göre artırdık. Sadece belli şehirlerde değil, tüm coğrafi bölgelerimizde güçlü, dinamik, üretken bir araştırma, geliştirme ve girişimcilik ekosistemi inşa ettik. Önümüzdeki dönemde çok daha fazlasını yapacağız. Bu duygularla Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’nin ülkemize, milletimize, üniversitemize hayırlı olmasını diliyorum. Üniversitemizin yönetimine, hocalarına ve öğrencilerine Rabb’imden üstün başarılar diliyorum
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS’e, 34 ülkenin katılmak istediğini belirterek, “BRICS’e yönelik ilgi artıyor” dedi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Rusya’nın St. Petersburg kentinde, 14. BRICS ülkeleri yüksek temsilciler güvenlik toplantısına katılan yetkililerle bir araya geldi.
Burada açıklamalarda bulunan Putin, söz konusu toplantıda, 1 Ocak’tan itibaren BRICS’e üye olan ülke heyetlerinin de yer aldığını söyledi.
Bugüne kadar BRICS kapsamında çeşitli alanlarla ilgili çok sayıda toplantı düzenlendiğine dikkati çeken Putin, 22-24 Ekim’de Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da BRCS Zirvesi’nin düzenleneceğini ve buraya birçok ülke liderinin katılacağını dile getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Putin, BRICS’in önemine işaret ederek, “BRICS’e yönelik ilgi artıyor. 34 ülke, BRICS’in faaliyetlerine çeşitli şekilde dahil olmak istiyor” ifadesini kullandı.
Haber : BLOOMBERG
Euro Bölgesi’nde sanayi üretimi, Temmuz’da bir önceki aya göre beklentilere paralel yüzde 0,3 geriledi.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından açıklanan, Avrupa Birliği (AB) ve Euro Bölgesi’nin Temmuz ayı mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi verilerine göre, Euro Bölgesi’nde sanayi üretimi, Temmuz’da haziran ayına göre yüzde 0,3, geçen yılın aynı dönemine göre de yüzde 2,2 azaldı.
Piyasa beklentileri, Euro Bölgesi sanayi üretiminin aylık yüzde 0,6, yıllık yüzde 2,7 azalacağı yönündeydi.
AB’de ise sanayi üretimi, Temmuz’da aylık bazda yüzde 0,1, yıllık bazda yüzde 1,7 geriledi.
Temmuz’da AB ülkeleri arasında aylık bazda sanayi üretiminde en fazla düşüş, yüzde 5,5 ile Malta’da, yüzde 4,8 ile Estonya’da ve yüzde 3,4 ile Romanya’da oldu. En fazla artış ise yüzde 9,2 ile İrlanda’da yüzde 8 ile Hırvatistan’da ve yüzde 7,3 ile Belçika’da gerçekleşti.
Sanayi üretiminde yıllık bazda en fazla düşüş yüzde 6,4 ile Macaristan’da, yüzde 5,8 ile Estonya’da ve yüzde 5,5 ile Almanya’da ölçüldü. En fazla artış ise yüzde 19,8 ile Danimarka’da yüzde 10,8 ile Yunanistan’da ve yüzde 6,4 ile Finlandiya’da tespit edildi.
Haber: BLOOMBERG
Adalar Belediyesi tarafından düzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri kapsamında tüm Adalar’da gerçekleştirilen fener alayı yürüyüşüne ve ardından Atatürk Meydanı’ndaki konserlere Adalılar yoğun ilgi gösterdi.
Kınalıada’da bando eşliğinde başlayan kortej yürüyüşü; Burgazada ve Heybeliada’dan da Adalılar’ın katılımıyla Büyükada’da fener alayı ile devam etti. Adalar Belediyesi’nin tahsis ettiği tekne ile gelerek Büyükada Atatürk Meydanı’nı dolduran Adalılar; Ada Dans Grubu, Adalar Gençlik Orkestrası, Nurcan Başpınar ve ünlü DJ Suat Ateşdağlı’nın performanslarıyla unutulmaz bir bayram gecesi geçirdiler.
“Bayramlar ‘Bayram’ gibi kutlanmalı”
Atatürk Meydanı’nı dolduran coşkulu kalabalığa seslenen Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, göreve gelmeden önce verdiği sözü hatırlatarak; “Milli bayramlar bir milletin hafızasıdır. Ortak değerlerini, tarihini ve bağımsızlık mücadelesini yücelten, bizleri bugün olduğu gibi bir araya getiren anlamlı günlerdir. Bunun için milli bayramlarımızı Adalar’da bugünkü gibi coşkuyla kutlamaya ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda mücadelemizi ve belediyecilik hizmetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bizim yolumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. 30 Ağustos Zafer Bayramımızı büyük bir coşkuyla yürekten kutluyor; başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını; tüm şehit ve gazilerimizi saygı, minnet ve şükranla anıyorum” şeklinde konuştu.
30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri Ada Dans Grubu, Adalar Gençlik Orkestrası, Nurcan Başpınar ve ünlü DJ Suat Ateşdağlı performanslarıyla son buldu.
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde 3. Uluslararası Halk Oyunları Festivaline Görkemli Kapanış
Kartal Belediyesi tarafından bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Uluslararası Halk Oyunları Festivali, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde görkemli bir kapanışa sahne oldu. Başkan Gökhan Yüksel, yaptığı konuşmada; “Kültür ve sanatın dili yok. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Yurtta sulh, cihanda sulh. Kartal’dan dünyaya güçlü bir barış mesajı vermenin gururunu yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Dansçıların sahne gösterileri yine büyüledi
Festivalin 5’inci ve son günü, Neyzen Tevfik Meydanı’ndan Kartal Meydanı’na kadar dans gruplarının müzik eşliğinde yürümesi ile başladı. Kartal’ın en işlek noktalarından biri olan Ankara Caddesi üzerinden, meydana yürüyen dansçılara Kartallılar yoğun ilgi gösterdi. Festival programının devamında, farklı ülkelerden dans grupları halk oyunlarını sahneye taşıdı. Türkiye, Gürcistan, Polonya, Meksika ve Macaristan gibi 9 farklı ülkenin dansçılarının sahne performansı izleyenler tarafından çok beğenildi.
“Kültür ve sanatın dili yok”
Dans ekiplerinin sahne gösterilerinin ardından Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, tüm dans grupları ile birlikte sahneye çıktı. Yoğun alkışlar eşliğinde sahneye çıkan Başkan Gökhan Yüksel, 1 Eylül’de Kartal’dan tüm dünyaya evrensel bir barış mesajı verdiklerini ifade ederek, “Bugün, 1 Eylül Dünya Barış Günü. Kartal’da çok önemli misafirlerimizi ağırladık. Barışın tesisi için her birimize ayrı bir görev düşüyor. Kültür ve sanatın dili yok. Burada 9 farklı ülkeden hep beraber buluştuk. Ne kadar birbirimize benzediğimizi gördük. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Yurtta sulh, cihanda sulh.” Kartallılar olarak, herkese örnek olduk. Bizleri yalnız bırakmayan tüm misafirlerimize ve komşularımıza sonsuz teşekkür ediyoruz.” diye konuştu.
Başkan Gökhan Yüksel, programın devamında tüm dans gruplarına ve festivalin düzenlenmesinde emeği geçen kişilere teşekkür plaketi takdim etti.
Haberin görüntülerine
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.